Türkiye’nin Sürdürülebilirlik Yolculuğu

Sürdürülebilirlik yaklaşımı Türkiye’de ekonomik büyüme ve kalkınmanın yarattığı çevresel zararlar ekseninde 1970’lerin sonunda ele alınmaya başlandı. Uluslararası tartışmalara nazaran geç bir başlangıç olsa da bu tartışmalar zaman içerisinde hem resmi kanallar hem de sivil toplum aracılığıyla kapsamlı bir şekilde takip edildi. Bu anlamda, 1978 yılında bu tartışmalara dahil olmak ve çevre ile ilgili faaliyetlerde bulunmak adına Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kurulması bir dönüm noktası olarak görülebilir.

Sürdürülebilirlik kavramı Türkiye’nin gündemine ‘70’lerin sonunda girmiş olsa da ‘82 anayasasında yalnızca “çevre koruması” kavramı yer alabildi; sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları anayasa kapsamının dışında kaldı. Başka bir deyişle yürütülen tartışmalar 80’lerin başında tüm resmi kanallarca ele alınmamıştı. Bu yaklaşımın paralelinde Türkiye’de 90’ların ortasına kadar çevreyi korumaya ve doğal kaynakların yönetimine dair yönetmelikler çıkarılmasının yanı sıra Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, Ozon Tabakasını İncelten Maddelerle İlgili Protokol (Montreal) gibi birçok uluslararası anlaşmaya taraf olundu. Ancak yine de sürdürülebilirlik, resmi mekanizmaların gündeminde gerekli yeri bulamadı (Özmehmet, 2008).

1990’lardan itibaren ise, ekonomi ve ekoloji arasındaki çatışmanın ciddi anlamda görünür hale gelmesiyle birlikte, sürdürülebilirlik tartışmaları hak temelli savunuculuğu kapsayan bir hale geldi. Bu noktadan itibaren artık çevrenin korunması, sağlıklı bir toplum ve ekonomi için bir önkoşul olarak ifade edilmeye başlandı.

Sürdürülebilirlik konusuna olan yaklaşıma dair bu dönüşümü özellikle 5 yıllık kalkınma planları üzerinden takip etmek mümkün. Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan bu kalkınma planlarında 1973-77 yılları arasındaki planlamayı kapsayan 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda çevre sorunlarına ilk kez ayrı bir yer verildi. 6. Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan itibaren ise 1992 yılında gerçekleşen Rio Konferansı’nın da paralelinde, dönemin sürdürülebilir kalkınma tartışmaları anlamında yetersiz kaldığı tespit edilen Çevre Müsteşarlığı, yerini Çevre Bakanlığı’na bıraktı. Sürdürülebilir kalkınma kavramıysaancak 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda yer alabildi.

Sürdürülebilirlik kavramı, devlet kaynaklarında kullanımı her ne kadar geç olmuş olsa da planlarda kullanıldığı ilk andan itibaren ekonomik ve toplumsal politikalarla birlikte ele alınan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. İlk adım: 1995-1998 yılları arasında Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı’nın (UÇEP) kaleme alınması. Bu planın içeriğine bakıldığında Avrupa Birliği’nin çevre standart ve düzenlemelerinin dikkate alındığı görülüyor (Özmehmet, 2008). Buradan hareketle Avrupa Birliği’nin ve müzakere süreçlerinin Türkiye’deki sürdürülebilirlik tartışmalarına ve faaliyetlerine olumlu etkilerinin olduğunu söylemek mümkün.

Türkiye bu süreç içerisinde aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (UNCBD), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD), Montreal Protokol ve Kyoto Protokolü gibi sürdürülebilir kalkınma anlamında önemli sözleşmelerin tarafı oldu. Halen Aarhus Sözleşmesi, Paris Anlaşması gibi taraf olmadığı önemli sözleşmeler olmakla birlikte, Türkiye’nin geç sanayileşen ve gelişmekte olan bir ülke olarak bu sözleşmelerin tarafı olmuş olması oldukça olumlu bir görüntü çiziyor.

2000’lerden itibaren ise fotoğrafa özel sektör de etkin bir şekilde dahil oldu. Özel sektörün edindiği bu öncü rol, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarının daha geniş kitlelere ulaşmasına ve faaliyetlerin daha kapsamlı olabilmesine yardımcı oldu. Özellikle günümüz teknolojileriyle birlikte “şeffaflık” kavramının öne çıktığı bu günlerde özel sektörün sürdürülebilirliği stratejisinin bir parçası haline getirmesi bir tercihten çok zorunluluk haline geldi. Tüketiciler de zaman içerisinde sürdürülebilirlik yaklaşımıyla üretilen ürünlere daha fazla talep gösteriyor ve böylece günümüzde sürdürülebilirlik üretimin bir parçası haline geliyor. Aynı zamanda sürdürülebilirliğin toplumsal dönüşümle birlikte alındığı günümüzde özel sektörün bu misyonu daha da önem kazanıyor.

KAYNAKÇA

Özmehmet, E. (2008). Dünyada ve Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma Yaklaşımları. Journal of Yaşar University, 3(12), 1853-1876.

Sözleşme

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

Sözleşme

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as